Çarşamba 30 Eylül 2026 - 20:40
Devrim Muhafızları Ordusu’nun ABD Halkına Mektubunun Özeti

Havza / Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ABD halkına hitaben yayımladığı mektupta, İran’ın savaşta elde ettiği sonuçların askeri gücün yanı sıra toplumsal birlik ve Rehberliğin etkisiyle şekillendiğini ifade etti. DMO, ABD yönetiminin politikalarını eleştirerek Washington’a dış müdahaleleri azaltma, askerlerini geri çekme ve kaynaklarını ülke içindeki alanlara yönlendirme çağrısında bulundu.

Havza Haber Ajansı'nın haberine göre Devrim Muhafızları Ordusu'nun mektubunun metninin kısaltılmış hali şu şekildedir: 

Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla...

"Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez." (Rad suresi, 11)

Bu mektubu ABD’nin değerli halkına, bilim insanlarına, öğrencilerine ve medya mensuplarına hitaben kaleme alıyor; sizlere saygılarımızı sunuyoruz.

Bu mektupla sizlerle, İran İslam Cumhuriyeti’nin ABD ve İsrail’le yaşanan savaşta neden galip geldiğini, İran halkı ile ABD hükümeti arasındaki anlaşmazlığın gerçek mahiyetini, Devrim Muhafızları Ordusu’nun konumunu, ABD’nin gücündeki gerilemenin nedenlerini ve bu sürecin nasıl önlenebileceğini açıkça paylaşmak istiyoruz. ABD’nin yürüttüğü savaşların maliyetini sizin vergilerinizle ödediğinizi biliyoruz. Bu nedenle, hükümetinizin dış politika hedefleri ve bu politikaların sonuçları konusunda sizlerin gerçekleri bilmeye hakkınız vardır.

Öncelikle şu soruyu soralım: Savunma bütçesi İran’ınkinin yaklaşık yüz katı olan, silah ve askerî imkânları bizimkinden yüzlerce kat fazla bulunan ABD ordusu, İran karşısındaki savaşta nasıl yenildi?

Biz bu zaferi yalnızca füzelere, İHA’lara veya sahip olduğumuz askerî teçhizata bağlamıyoruz. ABD ve İsrail’in de bizden çok daha fazla ve çeşitli silahları bulunmaktadır. Bize göre İran’ın asıl gücü üç temel unsura dayanmaktadır: Kur’an’ın tevhidî öğretisi ve dünya görüşü, iman ve milletimizin bu öğreti etrafındaki birlik ve beraberliği ile ilahî niteliklere sahip, yetkin bir rehberlik.

ABD ve İsrail, savaşın başında İran İslam Cumhuriyeti’nde rejim değişikliği ve İran’ın parçalanması gibi hedefler ortaya koydu. Bu hedeflere ulaşamayınca İran’ın koşulsuz teslim olması, Hark Adası’nın ve İran petrolünün ele geçirilmesi, İran topraklarına kara harekâtı düzenlenmesi, sanayi ve enerji altyapısının yok edilmesi, İran’ın nükleer, füze ve İHA kapasitesinin ortadan kaldırılması, hava sahasının kontrol altına alınması, Hürmüz Boğazı’nın ele geçirilmesi ve İran’ın İslami direnişe desteğinin sona erdirilmesi gibi yeni hedefler ilan edildi.

Ancak binlerce bomba ve füze kullanılmasına rağmen bu hedeflerin büyük bölümüne ulaşılamadı. Biz yalnızca düşmanın hedeflerine ulaşmasını engellemekle kalmadık; millî birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirdik, füze ve İHA kapasitemizi koruduk ve geliştirdik, hava savunma kabiliyetimizi güçlendirdik ve bölgesel konumumuzu daha da pekiştirdik.

Bizim açımızdan savaşın en büyük kazanımı askerî sonuçlardan ibaret değildir. Bu savaş, İran milletinin millî birlik ve bütünlüğünü daha da güçlendirmiş, toplumumuzun özgüvenini artırmış, direnişe olan desteğimizi derinleştirmiş ve İran’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirmiştir. Hürmüz Boğazı üzerindeki operasyonel kapasitemiz de güçlenmiştir.

Bizim direnişimizin sırrını anlamak istiyorsanız Aşura’yı okuyun. İmam Hüseyin’in zulüm karşısında teslim olmadan sonuna kadar direnmesini anlayın. Susuz bir şekilde şehit edilen Hz. Ali Asgar’ın ve çocuklara su ulaştırmak için mücadele ederken şehit olan Hz. Abbas’ın fedakârlığını düşünün. Hz. Zeynep’in esaret altında dahi zalim yöneticilerin karşısında hakikati haykıran duruşunu hatırlayın.

Bizim için Aşura yalnızca tarihî bir hadise değildir. Aşura kültürü, zulme boyun eğmemeyi, adalet için direnebilmeyi ve gerektiğinde bedel ödemeyi öğreten canlı bir mekteptir. İran milletinin yıllardır süren yaptırımlara, baskılara ve tehditlere rağmen geri adım atmamasının temelinde bu inanç ve kültür bulunmaktadır.

Bizim ikinci gücümüz, bu öğreti etrafında kenetlenmiş bir millettir. Kur’an bize insan onurunu, adaleti, özgürlüğü, eşitliği, başkalarının haklarına saygıyı ve zulme karşı mücadeleyi öğretmektedir. Biz “ne zulmederiz ne de zulme boyun eğeriz” anlayışını benimsemiş bulunuyoruz. Bizim teslim olmamamızın temelinde bu düşünce vardır.

Üçüncü unsur ise yetkin ve salih rehberliktir. Biz, adil, bilgili, takvalı, cesur ve kriz dönemlerinde doğru karar verebilen bir liderliğin, büyük askerî güçlere karşı direnebilmenin temel unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. İran İslam Cumhuriyeti’nin Anayasası’nda da velayet-i fakih, belirli ilmî, ahlaki ve yönetsel niteliklere sahip bir fakihin liderliği ve silahlı kuvvetlerin başkomutanlığını üstlenmesi esasına dayanmaktadır.

Burada sizlere önemli bir hususu da açıklamak istiyoruz: Biz İran halkı olarak Amerikan halkına düşman değiliz.

İran’da “Amerika’ya ölüm” sloganı atıldığında bunun anlamı Amerikan halkına düşmanlık değildir. Biz Amerikan halkı ile ABD hükümetinin politikalarını birbirinden ayırıyoruz. Bizim itirazımız, İran’ın bağımsızlığına karşı yürütülen hükümet politikalarına, müdahalelere, yaptırımlara, savaşlara ve baskılara yöneliktir.

İran ile ABD arasındaki anlaşmazlığın tarihine baktığınızda bunu görebilirsiniz. 28 Mordad 1953 darbesinden İslam İnkılabı'na, İran-Irak Savaşı’ndan ağır yaptırımlara, İran’a yönelik çeşitli müdahalelerden General Kasım Süleymani’nin suikastla öldürülmesine kadar uzanan uzun bir geçmiş söz konusudur. Bizim halkınızla değil, bağımsızlığımıza karşı yürütülen bu politikalarla sorunumuz vardır.

Devrim Muhafızları Ordusu’na yönelik suçlamalar konusunda da aynı gerçeği ifade ediyoruz. Devrim Muhafızları, İslam İnkılabı'nın ve İran toplumunun içinden doğmuş bir kurumdur. ABD’nin bizi “terörist” olarak nitelendirmesini kabul etmiyoruz. Bize göre ABD’nin Devrim Muhafızları'na (Sepah) yönelik baskısının temel nedeni, bölgede kendi siyasi ve stratejik hedeflerinin önünde önemli bir engel olarak gördüğü bu kurumun İran’ın ve bölgedeki direniş güçlerinin savunulmasındaki rolüdür.

ABD’nin kendi geleceğine de bakması gerektiğini düşünüyoruz. Afganistan ve Irak savaşları bunun açık örnekleridir. Bu savaşlar Amerikan halkına çok büyük ekonomik ve insani maliyetler yükledi. Trilyonlarca dolar harcandı, çok sayıda Amerikan askeri hayatını kaybetti ve bu ülkelerin halkları da yüz binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan ağır bedeller ödedi.

Ebu Gureyb, Bagram ve Guantanamo gibi hapishanelerde yaşananlar da ABD’nin dünya kamuoyundaki imajını ağır biçimde etkiledi. Bu tür uygulamalar yalnızca bölge halklarında değil, dünyanın farklı toplumlarında da ABD politikalarına yönelik tepkinin artmasına neden oldu.

Bize göre ABD’nin kaynaklarını uzun süreli savaşlara, askerî üslere, istihbarat operasyonlarına ve dış müdahalelere harcaması, kendi halkının refahı için kullanılabilecek kaynakların tüketilmesine yol açmaktadır. Bilim, teknoloji, üretim, eğitim, sağlık ve kamu hizmetlerine ayrılabilecek büyük kaynaklar savaşlara yönlendirilmektedir.

ABD’nin İsrail’e verdiği kapsamlı destek de bu politikanın önemli bir parçasıdır. Filistin ve bölgedeki gelişmeler karşısında ABD hükümetinin politikalarını yeniden değerlendirmesi gerektiğine inanıyoruz. İnsanların öldürülmesine, şehirlerin ve altyapıların yok edilmesine ve savaşların sürekli hâle gelmesine dayanan bir düzenin sürdürülebilir olmadığını düşünüyoruz.

Peki, bu gidişat nasıl değiştirilebilir?

Bizim cevabımız açıktır: Dış müdahaleleri azaltın, askerî güçlerinizi dünyanın dört bir yanından geri çekin, maliyetli askerî üslerinizi azaltın veya kapatın, yeni savaşlara girmeyin ve savaş için harcanan kaynakları bilim, teknoloji, üretim, hizmetler ve halkınızın refahı için kullanın.

İsrail’e yönelik sınırsız desteği sona erdirin. Darbe, müdahale ve başka ülkelerin iç işlerine karışma amacıyla kullanılan maliyetli istihbarat ve medya ağlarını yeniden değerlendirin. Trilyonlarca doları savaşlara harcamak yerine araştırmaya, üretime, teknolojiye ve insanların yaşam koşullarını iyileştirmeye yönlendirin.

Siz büyük bir halksınız ve ülkenizin geleceği üzerinde söz sahibisiniz. Seçimler yoluyla savaş ve barış politikalarını belirleyen yöneticilerinizi ve Kongre üyelerinizi belirliyorsunuz. Bu nedenle, seçtiğiniz insanların söyledikleriyle yaptıklarını karşılaştırmanız ve ülkenizin hangi politikaları izlemesi gerektiği konusunda sorgulayıcı olmanız mümkündür.

Özellikle öğrencilerin, akademisyenlerin ve bilim insanlarının bilimsel çalışmalarının hangi amaçlarla kullanıldığını sorgulamalarını önemli buluyoruz. Bilimin insanlığın gelişmesi, sağlık, teknoloji ve refah için kullanılması gerekir; çocukların, kadınların ve sivillerin öldürülmesinde kullanılmamalıdır.

Bizim mesajımız şudur: İran halkı ile Amerikan halkı arasında zorunlu bir düşmanlık yoktur. Biz, bütün halkların barış, adalet ve onur içinde yaşamasını istiyoruz. Ancak devletlerin başka ülkelerin kaynaklarına müdahale etmesi, savaşlar yürütmesi ve halklara ağır bedeller ödetmesi kabul edilemez.

İnsanlar arasındaki ilişkilerde bütün dinlerin ve düşünce sistemlerinin paylaştığı evrensel bir ilke vardır: Kendiniz için istemediğiniz şeyi başkaları için de istemeyin.

Kendinize şu soruyu sorun: Amerika’daki şehirlerinizin Gazze ve Cenin gibi yerle bir edilmesini ister miydiniz? Evlerinizin yüz binlercesinin yıkılmasını, köylerinizin bombalanarak haritadan silinmesini, okullarınızın hedef alınmasını kabul eder miydiniz?

Bizim çağrımız, Amerikan halkının kendi vicdanına dönmesi ve ülkesinin gücünün hangi amaçlarla kullanıldığını sorgulamasıdır. Halkınızın vergileriyle yürütülen savaşların ve politikaların sonuçlarını sorgulamak sizin hakkınızdır.

İran’ın karşı karşıya kaldığı baskı ve saldırılara rağmen ayakta kalmasının temelinde imanımız, millî birlik ve beraberliğimiz, Kur’an’dan beslenen dünya görüşümüz ve rehberliğimiz bulunmaktadır. Biz, askerî gücün tek başına belirleyici olmadığına; bir milletin inancı, iradesi ve birlik içinde hareket etmesi hâlinde çok daha büyük askerî güçlere karşı direnebileceğine inanıyoruz.

Sonuç olarak bizim çağrımız, savaşların ve müdahalelerin yerine adaletin, karşılıklı saygının, bağımsızlığın ve insan onurunun geçirilmesidir. Biz, milletlerin kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olması gerektiğine inanıyoruz. ABD halkının da ülkesinin geleceği konusunda iradesini ortaya koyabileceğine ve kendi hükümetinin politikalarını değiştirebileceğine inanıyoruz.

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha